Monthly Archives: Haziran 2011

Bir toplum, yasalar yokken ve bir Big Brother tarafından sürekli gözlenmiyorken hâlâ birbiririnin gözünü oymadan mutlu mesut yaşayabiliyorsa, belki o zaman mümkündür özgürlükten dem vurmak.

Kategori: 1. Paragraflar | Yorumlar Kapalı

Hoşgörü, Hiddet ve Ölüm

Pat Condell’i duyanınız oldu mu? İngiliz yazar, bir dönem alternatif komedi şovları yapmış bir komedyen ve önemli bir internet şahsiyeti. Önemi; din karşıtı, özellikle de İslamiyet karşıtı (düşmanı demek daha doğru olurdu muhtemel) beyanlar vermesinden kaynaklanıyor. You Tube’a gönderdiği monolog videolar büyük kitleler tarafından izleniyor. Son videosu 1,5 milyondan fazla izleme almış. You Tube’daki Pat Condell kanalının Haziran 2011 itibariyle 156.000 üyesi var, 33 milyon kişi de videolarını izlemiş.

Pat Condell’i, Richard Dawkins kanalıyla tanıdım. Tanıdım derken, şahsen ve fiziksel olarak değil; internet üzerinden. O beni tanımıyor yani. En çok izlenenler listesinin tepesindeki videosunu izlerken, alternatif İngiliz mizahının ne olduğunu anlamadığımdan olsa gerek, dehşete kapıldım. Nüfus kâğıdının din hanesinde, kendi iradesiyle olsun olmasın, Müslüman yazan herkesin de aynı dehşete kapılacağından hiç şüphem yok.

Pat Condell bu videoda (İngilizce bilmeyenler için özetliyorum), Avrupa’da son yıllarda, İslamiyete ve İslam kültürüne karşı gösterilen hoşgörüyü eleştiriyor; eleştirmiyor, adeta insanları galeyana sürüklüyor. Kıssadan hisse -ve benim burada kendime konu yaptığım üzere- aşağı (inferior tabirini kullanıyor) bir kültüre gösterilen bu hoşgörünün, Avrupa kültürünün ve özgürlüğünün sonu olacağını ilan ediyor.

Avrupa kendi kültürünün sonunu ilan edeli, nereden baksanız yarım asır oldu. Bugün, sömürgelerindeki bedava insan gücünü kaybetmiş; kendini üretme maliyeti, altından kalkamayacağı kadar artmış; birlik yolunda kapalı bir cemaate dönüşmüş; nüfusu yaşlanmış; kültürü durağanlaşmış bir insanlar topluluğudur Avrupa. Avrupalının kendisine pek yakıştırdığı “özgürlük” denen kavram ise batıl inançtır, büyük bir yanılsamadır.

Bir toplum, yasalar yokken ve bir Big Brother tarafından sürekli gözlenmiyorken hâlâ birbirinin gözünü oymadan mutlu mesut yaşayabiliyorsa, belki o zaman mümkündür özgürlükten dem vurmak. Üç milyondan fazla kamerayla sürekli gözlenen Londra’da özgürlükten söz etmek, hele hele bunu Avrupa’nın, atalarından emanet aldığı bir değer zannetmek, kişi adına gaflet değil de nedir? Gezegenimiz üzerinde oynanan oyunu yönetenler adına ise görkemli bir başarıdır bu.

Her şey bir yana Avrupa bir hoşgörü topluluğudur. Çökmenin eşiğine gelmiş ekonomisini canlandırabilmek için İslami sermayeyi topraklarına çekme fikrini bulduğunda, İslamiyet’i de halkın nezdinde meşrulaştırmak için ortaya atmıştır hoşgörü fikrini. Fikrin tutmasının nedeni, tarihsel arenanın mağrur galibi olmasıdır. Hoşgörü, mağrurların madurlara karşı sergilediği öğrenilmiş bir jesttir. Karşı kültürü hoşgörmek yerine derinden anlamaya çalışmak ise çok zahmetli bir iştir. Üstelik, belirli bir süreliğine de olsa kendi otantik kimliğini unutturur insana. İşte kendi kültürünü diğerlerinden üstün gören toplumlar için tehlike burada başlar; cesaret de.

Sık sık Avrupa’ya seyahat ediyorum; bir ayağım Avrupa’da desem yeri var. Hiç kimseden kötü muamele görmüşlüğüm yok. Aksine, dostlarım, kendi yakınlarımdan daha fazla güvendiğim tanıdıklarım var oralarda. Yemeğini, şarabını, müzelerini pek seviyorum. Anlayışı ve hoşgörüsü hızla körelen bir toplumun ferdi olarak huzur buluyorum Avrupa kentlerinde. Hoşgörüyü ikiyüzlülük kabul etsem de, benim gönlümü hoş tutan bu türüne maruz kalmayı, ötekileştirildiğini öne sürüp beni öteki yapan türüne yeğliyorum. Ayrıca, Anglo-Amerikan tedrisatından geçtiğim için olsa gerek, bilimine, sanatına, felsefesine büyük saygım var. Ha bir de kültürüne sahip çıkma becerisine ve birlikte yaşama terbiyesine gıpta ediyorum. Ancak; ara sıra da olsa, şu kuşkuya kapıldığım olmuyor değil: Samimi mi bütün bunlar?

Kapitalist oyun-gerçeklik içinde samimiyet sorgulaması yapılmaz. Yabancılaşma, içinde yaşadığımız sistemin kaçınılmaz sonucudur. Üstelik bunu ortaya koyan, Avrupa felsefesidir. İnsanın evrenle temasını kesmesine panzehir olarak bilimden medet umanlardanım. Ama, Batılı kibrinin bilime hakim olan “artık her şeyi biliyoruz” vurgusu, eskiden olduğundan daha temkinli yaklaşmama neden oluyor bilime. Sevgili dostum Saffet Murat Tura’nın İmago grubuna gönderdiği bir e-postada dediği gibi; “Evren anlayışımız o kadar basit bir düzeyde ki. Bildiğimiz hiçbir şeyin doğru olmadığına kalıbımı basarım. İşte M-teori kapıda sırasını bekliyor. Ulaştığımız her aşamada daha muazzam bir varlık aşamasıyla karşılaşıyoruz ve bunun sonu gelecek gibi durmuyor. Ne yani; bu küçük gezegende iki tane uçak, üç tane bomba yapmamız hakikati bulduğumuzun delili olabilir mi? Komik.” Yanlış anlaşılmasın; atom bombasını hafife alalım demiyor bu alıntı, dayandığı metafiziğin yanlış olamadığına dair kanıt olur kendileri. Ama evrenin hakikatine erdiğimizin kanıtı olmaktan o kadar uzaktır ki bir vuruşta yüz bin çekik gözlüyü telef etmiş olması. Yani haddimizi bilelim, kıssadan hissesi bu.

Richard Dawkins gibi değerli bir biliminsanının, kendi adını taşıyan You Tube Channel’a koyduğu Pat Condell videosu, böyle bir haddini bilmezliğin sonucu gibi geliyor bana. İşte Avrupa’nın hoşgörü politikalarına şüpheyle yaklaşmamın nedenlerinden biri bu. Kültürlerüstü kabul edilen bilimin en önemli sözcülerinden biri, aslen kültür can çekişmesinden başka bir şey olmayan saldırgan bir monologdan nasıl bir medet umuyor olabilir? Dawkins tavizsiz bir ateisttir; ama ateizm başka şey, kültür düşmanlığı başka şey. Kendi Avrupalı kimliğinin düştüğü kibir tuzağının hakkından gelmede, bilimin nesnel tutumu bu kadar aciz kalıyor olabilir mi? Belki de kibirden ziyade savrukluk olarak yorumlamalı durumu. Ama savrukluk da haddini bilmezliğe ait.

Pat Condell’in videosunu izlerken, İslamiyet’e karşı insanları galeyana getirdiği için dehşete kapılmadım. Radikal İslamcı hareketin liderlerinin de en az onun kadar galeyana getirici, hatta katliama teşvik edici konuşmalarını duymuşluğumuz var. Beni dehşete düşüren şey, bir kültürün, can çekişirken bu denli saldırgan olabilmesi. Pat Condell, Avrupa kültürünün İslamiyet’e karşı, hoşgörü ikiyüzlülüğüne sığınarak bastırdığı itirazını dile getiriyor aslında. Anlıyorum; ama ölümle yüzleşmekten bu kadar mı uzak olunur diye sormadan da edemiyorum.

Kategori: 1. Paragraflar | Yorumlar Kapalı