“Balkon, yaptığı güncel çağrışımlarla bir anlamda Türkiye’nin aynası.”

Kategori: 1. Paragraflar | Yorumlar Kapalı

Balkondakiler

(Bu yazıda cinsel içerikli ifadelere ve resimlere yer verilmiştir. 18 yaşından küçükler için uygun değildir.)

_____________________________________________________________

Şimdi nereden geldi aklıma bu? Balkon, yani Le Balcon?

Daha önceleri de aklıma geldiydi de, oyun henüz ifradına varmadığı için yazmadıydım. Ama şimdi yeri ve zamanıdır.

Le Bolcon; Fransız düşünür, oyun, deneme ve roman yazarı, şair, sabıkalı (hırsızlık suçundan müebbete mahkûm edilmişliği var), politik aktivist Jean Genet’in bir tiyatro yapıtı. İlk olarak 1957′de Londra’da, Lord Chamberlain’in oyunun halka açık olarak sergilenmesini uygun bulmaması nedeniyle, Arts Theatre’daki bir “özel kulüp”te sergileniyor. Genet, oyunun premierinde, yönetmeni oyununu mahvetmekle suçluyor. Yazarın 1960′da Paris’te gerçekleştirilen Peter Brook prodüksiyonunu daha iyi bulduğu söylenir. 1963′te de Joseph Strick yönetmenliğinde sinema versiyonu yapılıyor; başrolleri Shelley Winters, Peter Falk, Lee Grant ve Leonard Nimoy paylaşıyor. Türkiye’deki ilk sergilenişi ise 1998’de Başar Sabuncu yönetmenliğinde Tiyatro Stüdyosu tarafından Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde gerçekleştiriliyor.

Le Balcon modern tiyatronun başyapıtlarından. Psikanalist, düşünür Jacques Lacan Le Balcon’u, klasik Grek komedyasının ustası Aristophanes’in ruhunun yeniden dirilişi olarak tanımlıyor. Düşünür Lucien Goldmann ise Le Balcon’un, Brechtiyen tiyatro ekolünün Fransız edebiyatındaki en büyük karşılığı olduğunu söylüyor. Le Balcon, işte bu kadar önemli bir yapıt.

Le Balcon’daki olayların büyük kısmı, Madam Irma’nın (oyunda Kraliçe lakabıyla anılıyor) işlettiği ve “illüzyonlar evi” diye tanımladığı sosyetik bir kerhanede geçer (illüzyonlar evi, Fransızcada kerhane anlamında kullanılan bir terim zaten). Kerhane, müşterilerin çeşitli sahneleri ya da rolleri oynadığı odalardan oluşur. Müşteriler bu odalarda otoriteyi temsil eden piskopos, yargıç, general gibi “saygın” personalara bürünüp cinsel fanteziler üzerinden rollerini sahnelerler. Orospular ise her gelen müşterinin fantezisini gerçekleştirerek, onların kendilerini gerçek birer piskopos, yargıç ya da general gibi hissetmelerini sağlarlar.

Tövbekârı oynayan orospuyu bağışlayan piskopos, hırsızı oynayan orospuyu cezalandıran yargıç (arada işkenceci de var tabii), bir orospunun üzerine at sürer gibi binen general…ve oyun böyle sürerken, kerhanenin dışında, şehirde bir devrim gerçekleşmektedir. Bir yandan roller sergilenirken, bir yandan da çalışanlar endişe içinde, dışarıdaki ayaklanmadan haber getirecek Irma’nın polis şefi sevgilisi George’u beklerler. Aslında Irma’nın tek endişesi, işletmesinin devrimden zarar görüp görmeyeceğidir. Bu arada, orospulardan biri olan Chantal, kerhaneden ayrılarak devrim ruhunun simgesi haline gelmiştir. Ve olaylar, devrimcilerin sarayı basarak gerçek kraliçeyi, piskoposu, yargıcı ve generali öldürdüğü haberinin gelmesiyle devam eder. Irma; polis şefi sevgilisi George ve piskopos, yargıç ve general rollerini oynayan müşterileriyle kerhanenin balkonundan olayları izlerken devrimcilere katılan Chantal vurulur.

Neyse uzatmayalım, sonunda devrimin lideri Roger de içerdeki kadroya dahil olur. Yani düzenin temsilcileri ve muhalifleri kerhanede bir araya gelirler.

Eminim herkes Genet’nin bu başyapıtının farklı yorumlarını izlemiştir. Yorumlara göre dekor, kostüm ve oyuncuların performansı ne kadar farklılık gösterirse göstersin, ana karakterler, temsil edilen roller hep aynıdır. Şehirde devrim olurken, mamanın kâr hanesine bir sıfır daha ekleyip ekleyemeyeceği endişesi hep bakidir. Kerhanede tüm oyuncular, bir kulağı dışarıdaki ayaklanmada, saygın otorite rolünü büyük bir abartıyla oynamaya devam ederler. Oyunun en simgesel sahnesinde, balkonda beliren karakterler hep aynıdır. Kerhaneyi terk edip devrimcilere katılan Chantal her oyunda vurulur. Ve en nihayetinde devrimcilerin lideri Roger da kendini kerhanede bulur. Balkon, meta-teatral bir oyundur; o yüzden oyuncular performanslarını seyircinin gözünün içine soka soka sergilerler.

Genet’in, oyunun ilk sergilenişindeki yorumu hiç beğenmediğini yazmıştım. Türkiye’deki sergilenişini seyretse ne derdi acaba diye merak etmiyor değilim tabii. Ya da ne bileyim, mesela Lacan Türkiye’deki yorumu izlese, Aristophanes komedyasına gönderme yapmakta ısrar eder miydi? Yoksa, kaçınılmaz olarak bu coğrafyanın estetik anlayışıyla yoğrulan performansı traji-komik mi bulurdu? Türkiye’deki sergilenişinde polis şefini oynayan Haluk Bilginer’le yapılan söyleşiden bir alıntı, belki fikir verir: “Balkon, yaptığı güncel çağrışımlarla bir anlamda Türkiye’nin aynası… Belki de artık tek gerçek yaşam, tiyatro sahnesi.”

Ben kendi adıma ağır tragedya kabul ediyorum Balkon’u.

Şimdi nereden aklıma geldiyse artık.

______________________________________________________________

Resimler; alisamandel.com, mprnews.org, questors.org.uk sitelerinden alınmıştır.

Kategori: 1. Paragraflar | Yorumlar Kapalı